DNI’s Biolabs deneyleri
Bu hafta derneğimiz Bilim ve Teknoloji Birimi Başkanlığı olarak özellikle ABD'de gündemi yoğun bir şekilde meşgul eden DNI Biolabs olayını masaya yatırdık. Günümüz modern teknolojilerinin bünyesinde barınrıdığı tehlikeli potansiyeli gözler önüne dökmeye çalıştık.
1999 ve 2002 yılları arasında Sağlık Bakanlığı yapmış olan merhum Osman Durmuş’u yaşı yetenler hatırlayacaktır. Merhum bakan 1999 depremi sonrası yapılmak istenen bazı yardımları reddetmiş ve kamuoyunun tepkisini çekmişti. Yine benzer şekilde, aynı yıllarda lösemi hastası olan doktor Oktar Babuna’nın başlattığı ve kendisi de dahil tüm lösemi hastalarına umut ışığı olacağını öne sürdüğü kemik iliği bağışı kampanyasına izin vermemesi de uzun süre gündem olmuştu. Bu yıllarda medyada merhum bakan hakkında “paranoyak”, “bilim düşmanı” gibi nitelendirmeler yapılırken “İnsanlık Öldü Bakan İzliyor”, “Hangi Akla Hizmet”, “Babuna Ölüme Terkedildi” gibi manşetler üzerinden merhum sağlık bakanı tenkitlere maruz kalıyordu. Sağlık Bakanımız Osman Durmuş 21 Ekim 2020’de 73 yaşında evinde beyin kanamasından vefat etti. Tam da Oktar Babuna’nın Adnan Oktar sapkın tarikatıyla irtibatı keşfedilmiş ve gerekli dosyalar yargıya intikal etmişken.
Peki bakanımızın bu tarz yardım kampanyalarına bu kadar karşı çıkmasının sebebi neydi? Bu sorunun cevabını anlamak için güncel istihbarat yöntemlerine bakmamız gerekiyor. BIOINT(Biological Intelligence) adı verilen bir yöntem ve bununla ilgili güncel medyada yer alan iddialar merhum bakanımızın endişelerini doğrular nitelikte. Biyolojik istihbaratın çalışma alanları arasında birçok farklı istihbari yöntemde olduğu gibi, temel ilkeler ve yöntemler benzerlik göstermekte; tabii temel yöntemlerin adları aynı olsa da uygulamada kullanılan araç gereçler değişmektedir.
Veri toplama: Çevreden hava, su ve toprak örnekleri alma.
Analiz: karmaşık genomların ve proteinlerin yüksek teknoloji ile incelenmesi.
Erken Uyarı: söz konusu biyolojik tehdidin boyutlarının ve yayılım gösterebileceği rotanın tahmin edilmesi başlıkları yer almaktadır.
Günümüzde ise olay yapay zeka sistemlerinin bu işe entegrasyonu ile çok daha farklı bir boyut kazanmıştır. Artık yapay zekâ ile daha önce hiç görülmemiş proteinlerin ve gen dizilimlerinin tasarlanabildiğini, CRISPR teknolojisi sayesinde bu yapay gen dizilimlerinin hayata geçirilebildiğini ve yeni tasarlanmış protein yapılarının laboratuvar ortamında üretilebildiğini biliyoruz. Bu tarz çalışmalar iyi niyetli bir şekilde yürütüldüğünde şifası olmayan hastalıklara çare üretmeye yararken, kötü niyetli kimselerin elinde tüm dünyayı felakete sürükleyebilecek bir potansiyel barındırabilmektedir.
Bu teknolojilerle virüslere laboratuvar ortamında ölümcül nitelikler kazandırılabilir, yayılma yöntemleriyle oynanabilir. Yani BIOINT çalışmaları illa önlemek amacıyla kullanılmak zorunda değil, gerektiğinde biyolojik silah üretimine imkân sağlayarak aktif bir saldırı için altyapı hazırlayabilir. Hatta belli bir coğrafyada yaşayan insanları hedef alan hastalıklar geliştirmek için kullanılabilir. Günümüzde bilinen ve bu konu için oldukça önemli sayılan bir kavram olan proteomik parmak izi, bu tarz virüslerin veya bakterilerin coğrafya odaklı olarak geliştirilmesine olanak tanıyabilir. Proteomik parmak izi kavramına göre her insanın bireysel protein yapısı birbirinden oransal olarak farklıdır. Bu protein yapısı, insan yaşadıkça, yani ömrü boyunca, beslenme şekline, tüketilen gıdalara ve maruz kalınan çevresel koşullara göre değişir. Yani bir insanın protein yapısı sürekli değişmekte; bu yılki protein yapısı beş yıl sonra aynı kalmak zorunda değildir. Hiçbir insanın protein yapısı bir diğer insanla birebir aynı değildir; yani tıpkı parmak izi gibi, insanlar bu protein yapılarına göre de ayırt edilebilir. Ancak belli bir coğrafyada ve yerellikte yaşayan halkların beslenme rejimleri ile maruz kaldıkları doğal çevresel faktörler, sahip olunan protein oranlarının birbirine benzemesine yol açmaktadır. Yani, kötü niyetli kimseler eliyle yürütülen biyolojik istihbarat, füze ya da herhangi bir silah kullanmadan belli bir bölgede yaşayan insanların sağlığıyla oynayabilir, illa ölüme sebebiyet vermek zorunda değiller; bölge ülkelerini hem tedavi masrafları hem iş gücü kaybı ile ekonomik açıdan zora sokabilir ve halk kitlelerinde memnuyiyetsizlik yaratıp hükümetlerin değişmesine yolaçabilir ve istikrarlı bir yönetişimi engelleyebilirler.
Son günlerde özellikle yabancı basında yer alan bir olayı duymuşsunuzdur. DNI (Directorate of National Intelligence – Ulusal İstihbarat Direktörlüğü) görevini bırakan Tulsi Gabbard bir dizi açıklama yaptı; bu açıklamalar özellikle ABD başta olmak üzere dünyanın birçok bölgesinde gündem oldu. Tulsi Gabbard’ın yaptığı açıklamaya göre, DNI’ye bağlı birçok farklı ülkede kurulmuş 120’den fazla biyolaboratuvarda yürütülen faaliyetlerle ilgili kamuoyuna yeterince şeffaf davranılmıyor ve gerekli bilgiler paylaşılmıyor. Bu laboratuvarları finanse eden ABD İstihbarat Direktörlüğü, buralarda görünürde çok iyi niyetli çalışmalar yürütüp hastalıklara çareler ve aşılar üretmeye, potansiyel küresel salgınları önlemeye çalışırken, arka planda çok farklı gündemler vardı. İddialara göre, bu 30’dan fazla ülkede kurulmuş laboratuvarlarda çok riskli ve tehlikeli “Gain of Function” özellik kazanım araştırmaları yürütülüyordu. Bu laboratuvarlardan 4 tanesi şu an hâlen savaşın devam ettiği Ukrayna’da bulunuyordu. İddialara göre, Ukrayna’nın seçilmesi, olası bir tehlike veya sızıntı durumunda öncelikli olarak Rusya’nın etkilenmesini sağlamaktı. Yine 2019 Covid-19 pandemisinde de adı geçen Çin’in Wuhan kasabasında da söz konusu kurumun finanse ettiği bir biyolaboratuvar vardı ve Covid-19 tam da bu laboratuvardaki bir kaza veya sızıntı sonucu küresel bir pandemiye dönüşmüştü.
Bu laboratuvarlarla birlikte çalışan bazı ilaç firmaları kendilerine sunulan imkânlar doğrultusunda birtakım ilaçlar geliştirmiş ve uluslararası piyasada geliştirdikleri ilaçların ticaretiyle büyük paralar kazanmışlardır. Özellikle Ukrayna’daki laboratuvarlarla ortaklık içinde olduğu iddia edilen iki firma, Pfizer ve Moderna, dünya çapında tanınan ve prestijli ilaç firmaları olarak bilinmektedir.
Dr. Anthony Stephen Fauci, Amerikalı bir hekim ve immünologdur, yani bağışıklık sistemi uzmanıdır. 1984'ten 2022'ye kadar, ABD Ulusal Sağlık Enstitüleri'ne (NIH) bağlı Ulusal Alerji ve Bulaşıcı Hastalıklar Enstitüsü'nün (NIAID) direktörlüğünü yapmıştır ve 2022 yılında Joe Biden’ın baş sağlık danışmanlığından emekli olmuştur. Fauci hiv/aids salgınının ilk yıllarında birtakım ilaç deneylerine onay vermekte yavaş kaldığı için eleştirilmiş, Covid-19 salgını döneminde aldığı kararlarla ilgili ABD Kongresi'ne ifade vermiştir. DNI, skandalda Wuhan eyaletindeki sızıntıyı gizlemekle suçlanmaktadır. Fauci’nin direktörlüğü döneminde, özellikle Afrika’da birçok ilaç deneyi skandalı ortaya çıkmıştır. Bu skandalların çoğunluğu, ilaç denemeleri için deneklerden herhangi bir onay veya izin alınmadığı yönündeki iddialardan kaynaklanmaktadır.
Bir yandan bu tarz skandallara konu olan araştırmalar yürüten ABD ve bağlı kuruluşlar, bir yandan da Afrika’ya yardım etmeye çalıştıklarını iddia eden milyonerler ve WHO (Dünya Sağlık Örgütü). Acaba gerçekten tek dertleri bu kıtaya ve dünyanın geri kalanına yardım etmek mi? Dünya Sağlık Örgütü'nün açıkladığı son istatistiklere göre Afrika’da yaşanan Ebola salgını şiddetini artırıyor. Açlık ve yoksulluğun pençesinde kara kıta bunları hak edecek ne yapmış olabilir? Ellerindeki kaynakları onlardan aldıktan ve kıtayı cahilliğe ve açlığa mahkûm ettikten sonra kendilerini medeni, merhametli ve yardımsever olarak tanıtan dünyanın geri kalanı ve onların yönetimi altındakiler konuyla ilgili neler yapacaklar, bunu zaman gösterecek.
Bilim ve Teknoloji Birimi Başkanı
Ömer KÖYLÜ
BMJ. (2003, April 26). Nigerians in drug trial take their case to US court. BMJ, *326*(7395), 899. https://doi.org/10.1136/bmj.326.7395.899/a
Dyer, O. (2009, February 6). Appeals court rules that Nigerian families can sue Pfizer in US. BMJ, *338*, b458. https://doi.org/10.1136/bmj.b458
Kaler, A. (2003). Running after pills: Politics, gender, and contraception in colonial Zimbabwe. Heinemann.
Lenzer, J. (2026, June 24). The hepatitis B birth dose trial that triggered the WHO alarm. BMJ, *392*, s161. https://doi.org/10.1136/bmj.s161
London, L., & Gray, G. (2026, June 8). Global health ethics in international collaborative research during policy transition: What can we learn from the proposed newborn hepatitis B vaccine trial in Guinea-Bissau? The Lancet Global Health. https://doi.org/10.1016/S2214-109X(26)00142-7
Lurie, P., & Wolfe, S. M. (1997, April 17). Unethical trials of interventions to reduce perinatal transmission of the human immunodeficiency virus in developing countries. The New England Journal of Medicine, *337*, 853-856. https://doi.org/10.1056/NEJM199709183371212
MacQueen, I. (2000, July 28). Mutilation by the military. Mail & Guardian. https://mg.co.za/article/2000-07-28-mutilation-by-the-military/
Stephens, J. (2000, December 17). As drug testing spreads, profits and lives hang in balance. The Washington Post. https://www.washingtonpost.com/
Wikipedia contributors. (2026). Aubrey Levin. In Wikipedia. Retrieved June 28, 2026, from https://en.wikipedia.org/wiki/Aubrey_Levin
Wikipedia contributors. (2026). Medical experimentation in Africa. In Wikipedia. Retrieved June 28, 2026, from https://en.wikipedia.org/wiki/Medical_experimentation_in_Africa
Wise, J. (2006, May 27). Secret report surfaces showing that Pfizer was at fault in Nigerian drug tests. BMJ, *332*(7552), 1233. https://doi.org/10.1136/bmj.332.7552.1233-a